Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şükrü Erbaş etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yitirdim Yüzümü

  Yitirdim Yüzümü Bir yağmur mevsiminde yitirdim yüzümü Dilimi incelikli bir sözün eşiğinde. Yollar yapılar çarşılar boyu Yükselen bir yalnızlığı geçerek geldim. Düşen her damla kanıma düştü Tenim kupkuru Söylenen her söz biraz daha  Biraz daha büyüttü suskunluğumu... Yüzümü bir çamur mevsiminde yitirdim. 1982 Şükrü Erbaş

Çocukları Öldürdüler

Çocukları Öldürdüler  "Çocuk insanın babasıdır" W.Wordsworth Bir gülün tenine değmedi hiç elleri Bu yüzden yumuşaklık nedir bilmezler Çiçeksiz büyüttüler çocukları Oyunlarda durmadan yenmeyi öğrettiler Bir büyük oyunda sonra yenildi çokları Sevgisiz büyüttüler çocukları Dal sürmedi hiçbiri kaldılar yoz kıraçta Çiğ yalan bencillik biraz da kindi suları Gölgesiz büyüttüler çocukları Konmadı hiçbirinin sesine yumuşacık Bir yüreğin dalından uçan sevi kuşları Türküsüz büyüttüler çocukları El vermek nedir dosta dostluk nedir ki Hep bir oyuna gelmekti korkuları Güvensiz büyüttüler çocukları. 1980 - Şükrü Erbaş

SIĞ SULARDA

SIĞ SULARDA Siz hiç duyarsız insanlara Şiirler sundunuz mu? Bir kıraçta kuru dala 'Belki' sularını salıp Yeşerir de al yemişler Verir diye umdunuz mu? Ardı sırsız aynalara Yalnızlığı silmek için Bakıp bakıp karşınızda Karanlığı buldunuz mu? Aykırı isteklerde Seslerin, sessizliği Silip süpürdüğü Odalarda oldunuz mu? Siz hiç sığ sularda Boğuldunuz mu? Şükrü Erbaş 1979

GÜN BİTTİ

GÜN BİTTİ Gün bitti. Akşamlar oluyor dışarda. Topladı altın saçlarını güneş annemiz Göz pınarlarımızın incelen sularından Bir çocuk başı gibi düşüyor uykulara dünya Memesi alınmış birer bebeğiz şimdi hepimiz İnen karanlığın iğneli beşiğinde  Ve yıldızlar öyle uzak, öyle uzak ki... Söylenen şarkıyı duyuyor musun  Ağaçlarda ve kirpik uçlarında  Bundandır üşümesi içimizin  Kapımızı çalan keder, üstümüzdeki suskunluk... Gün ne verdiyse tükettik çoktan Eli para görmüş bir yoksul cömertliğinde  Işık, renk, koku, ses... Değişik resimler çiziyor gölgeler alınlara Düşlerle saldırıp anılarla vurarak Düştü yaralı bir asker gibi eşiklere Kanıyor kendi rengine göre herkes... Bir sarhoş çığlığı ve ezik bir ezan sesi Ağır küfürlerle bıçaklanmış incelik Çırpınan göğsü bir kızın bir adamın hantal gövdesinde  Sevinci park kanepelerinde uçuşan acemi sevgi Perde perde sızan ayrılık eriyen pencerelerden  Bir kadının direnci, gergin yüzü bir adamın  Yoksulluk ya da işk...

ARINMA

ARINMA Bu yağmur bu sokağı kim bilir kaç kez  Ansızın bastıran konuklar gibi böyle  Kuşanıp bulutların yumuşak giysilerini  Islattı iplikince, çekingen ve gülümser... Ak baldırları balkonlarda birer buğulu ırmak  Kadınlar topladı telaşla çamaşırlarını Bir çocuk fırladı odalardan yalınayak Yüzü rüzgarın ucunda bir sevinç salkımı  Uzattı camlardan saçlarını bir genç kız Gülerek bulutlar içinden  Sıyrılan güneşler gibi iyimser ve güzel... Uzun uzun baktı gökyüzünün derinine Toprağın anıların bir ömrün üzerinden  Gittikçe ağaran yüzüyle bir ihtiyar. Ağaçlar ayine durdular açıp avuçlarını  İncecik iç geçirdi otlar sevinçten Sığındı pencere pervazına kuşlar  Evler genişledi ferahladı tazelendi... Bu yağmur bu sokağı kim bilir kaç kez Besleyip damla damla gökyüzünün ışığıyla  Yıkadı, çoğalttı, arıttı kirinden... 1986 Şükrü ERBAŞ  

BİR GÜÇ SİMGESİNİN YETERSİZ TANIMLANMASI

  BİR GÜÇ SİMGESİNİN YETERSİZ TANIMLANMASI Çın çın ötüyor sesi  Değişmeyen tonuyla  -Zaman bozuk bir plak gibi Aynı mevsime takıldı- Yüksekten ve rahat konuşuyor Gücünün güvenciyle Yanlış yapmak kaygısı yok -Her dediği doğrudur O yerdeki insanın!- Bir korkudan söz ediyor durmadan  Görünmeyen bitmeyen  Bir bilinmez tehlikeden  Ne idüğü belirsiz Sayrı bir ruhun sayıklamasını andıran Ucuz ve çoğul bir onayla -esrik- Sorular soruyor kendini doğrulayan Yine kendi yanıtladığı. Sesler çığlıklar içinde  Bir ucu zehir yeşili Yarısı korku sarısı Oynayıp duruyor dudakları Elleri kolları ve bedenleriyle  Bir gölge oyununu anımsatıyor. -Mekan ölü bir fotoğraf gibi Aynı kirli görüntüde dondu- Şaşarak bakıyorum, öfkeyle  İsyanla, acıyarak... İnansa -diyorum- kendine Olsa biraz saygısı, korkmasa 'Haklıyım' der mi bunca sık Dil sürçmeleriyle ve ısrarla  Bağırarak ortalarda... 1984  Şükrü ERBAŞ  

AYKIRI YAŞAMAK

 AYKIRI YAŞAMAK Geriye dönerek yanıtlıyoruz birbirimizi  Bir destek aranır bir güç alırcasına  Dönerek ikide bir anıların ülkesine... Alnımızı gererek konuşuyoruz, kaşlarımızı  Bir ince eğimle siper edip bakışlarımıza Çok iyi bildiğimiz bir duyguyu  - O biraz yenilgiye biraz ezikliğe benzer Ortak yaşadığımız sızım sızım- Saklamaya çalışıyoruz birbirimizden . Uzun uzun susuyoruz sözün kıyılarında Hangi kapıyı aralasak bir uzaklık esiyor Hiçbir düşünceyi sonuna dek götüremiyoruz. -Böyle belirlenmiş sınırlar içinde  Bir iç denetimle, bir dış denetimle Konuşmak da eski adını yitirdi- Düşler kuruyoruz yeniden gelecek üzerine  Kaldırıp kirpiklerimizi ayak uçlarımızdan  Dağlara bakıyoruz, ufuklara, bulutlara -Ah o insan yüreğinin değişmeyen tutkusu- Şükrü ERBAŞ

Şükür cehalet bitti!

   Şükür cehalet bitti!   Kimse okumuyor, herkes yazıyor.  Kimse öğrenmiyor, herkes biliyor.   Kimse susmuyor, herkes konuşuyor.   Kimse çekilmiyor, herkes ortada.  Kimse kederlenmiyor, herkes şenlik.  Tevazu bitti. İncelik bitti. Hatıra bitti. Gönül bitti. Şarkı bitti.  Şükrü Erbaş